ne diyeceğini bilemeyecek kadar yorgun. üzerine hırkasını giydi ve köşesindeki minderinin üzerine oturdu. düşünmekten ve kendisiyle konuşmaktan başka çaresi yok. çünkü anlaşılmıyor konuştukları. çünkü onunla aynı şeyleri yaşamış biri daha yok. aldırmayacak kadar güçlü olamıyor. çünkü kış geldi. birine sarılma ihtiyacı arttı. ve onu sarmasını istediği kişi uzaklarda. uzak.üzücü.
‘kendimizde olan tüm eksiklikleri başkalarıyla tamamlamaya meyilli büyüdük. bunun sorumlusu ailemiz.
birini yakınlaştırmaya çalıştığımız an kendimizden uzaklaşıyoruz.
eksiklerimizi tamamlamakta kalmıştık. ama tamamlamak istediğiniz kişi dahi size eksik geliyor.
çünkü saygı!
biliyoruz ki tüketiciyiz. buradan daha fazlasını istediğimizi hepimiz anlayabiliriz. birini sevmek istersek seviyoruz. ama isteme kısmını işler gelişince atlıyoruz. çünkü ilgi göz kamaştırıcı geliyor. kendimizi önemsiz hissetmeye yöneliyoruz. çünkü bunu eksiltirsek karşımızdaki tamamlayacak sanıyoruz.
bir şeyi önemli kılmak içim kendimizi önemsiz kılmaya çalışıyoruz.
büyük yanılgı!’ diye konuşuyor kendisiyle.
kendini biz kavramına dağıtmış. toparlayamıyor. daha çok hataya yer vermek istemiyor hayatında.
‘sevdiğim insanı uzaklaştırmaktan korktum. bu yüzden hep kaybettim. sevgi varsa korku olmamalı.
ama yaşanmışlık!
kendimin kaça bölündüğünü kestiremiyorum. kafamı toparlamak için zamana değil kendi farkındalığıma ihtiyacım var.
yani güç!
sevmek güçlü bir şey. yorgunluk kabul etmiyor. ama dinlenecek arayı ne zaman sağlayabilirsin? kafam karışıyor. istemekle istememek arasında kalıyorum o zaman. ve bu belirsizlik kanser gibi yayılıyor vücuduma. kendimi tanıyamıyorum. uzak olan o değil kendimim gibi geliyor.
farkındalık demiştik. bir şeyin derinine indikçe ne kadar çirkinleşebileceğini görebiliyorsun. ve bunu kendine empoze ederek yabancılık hissini artırıyorsun. herhangi bir şeye inanma politikası yüzünden yeni bir duygu kazandık. ve yetiştirilirken yine aile! hep bir yüksek güç inancıyla kendimizi ezdik. aslında öğretilmesi gereken kendine inanç olmalı. birçok şey tamamlanır o zaman. yine sıkılıyorum kendimden. çünkü bu kadar şeyin farkında olmak boğazlıyor. 20 yaşındayım ve 20 yaşında olmam gerek. ama 50 gibi hissediyorum. bir insan 20 yaşındaysa 20 yaşındakilerle arkadaş olmalı. 21 ise 21! çünkü 25 ile arkadaş olursan onun gibi düşünmeye başlıyorsun. bir şeyi bilmezsen onu kullanmak zorunda hissetmezsin kendini. ve kendine olan saygın eksilmez.
neyse.’
susup duvarları inceliyorum. çünkü kendime tanrısal anlatım yapan da benim.
hepsi bu değil..